(104) 29. Söz/15, Sh 204 | 3.Esas | Bütün haşr-i beşer bir tek nefsin ihyâsı gibi o kudrete kolaydır
Description
Üçüncü Esas: Fâil, muktedirdir. Evet, nasıl haşrin muktezîsi, şübhesiz mevcûddur. Haşri yapacak zât da, nihâyet derecede muktedirdir. Onun kudretinde noksân yoktur. En büyük ve en küçük şeyler ona nisbeten birdirler. Bir baharı halk etmek, bir çiçek kadar kolaydır. Evet, bir Kadîr ki, şu âlem bütün güneşleri, yıldızları, avâlimi, zerrâtı, cevâhiri nihâyetsiz lisânlarla onun azametine ve kudretine şehâdetSayfa 205Elifler Adedi(14)eder. Hiçbir vehim ve vesvesenin hakkı var mıdır ki, haşr-i cismânîyi o kudretten istib‘âd etsin? Evet, bilmüşâhede bir Kadîr-i Zül-celâl, şu âlem içinde her asırda birer yeni ve muntazam dünyayı halk eden, hatta her senede birer yeni seyyâr muntazam kâinâtı îcâd eden, hatta her günde birer yeni muntazam âlem yapan, dâimâ şu semâvât ve arz yüzünde ve birbiri arkasında geçici dünyaları, kâinâtları kemâl-i hikmet ile halk eden, değiştiren ve asırlar ve seneler, belki günler adedince muntazam âlemleri zaman ipine asan ve onunla azamet-i kudretini gösteren ve yüz bin çeşit haşrin nakışlarıyla tezyîn ettiği koca bahar çiçeğini, küre-i arzın başına bir tek çiçek gibi takan ve onunla kemâl-i hikmetini (Nüsha) izhâr eden bir zât-ı kadîre, “Nasıl kıyâmeti getirecek, nasıl bu dünyayı âhiretle de değiştirecek?” denilir mi? Şu Kadîr’in kemâl-i kudretini ve hiçbir şey ona ağır gelmediğini ve en büyük şey, en küçük şey gibi onun kudretine ağır gelmediğini ve hadsiz efrad bir tek ferd gibi o kudrete kolay geldiğini, şu âyet-i kerîme i‘lân ediyor. مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ Şu âyetin hakîkatini, Onuncu Söz’ün Hâtimesi’nde icmâlen ve Nokta Risâlesi’nde ve Yirminci Mektub’da îzâhen beyân etmişiz. Şu makam münâsebetiyle üç mes’ele sûretinde bir parça îzâh ederiz. İşte, kudret-i İlâhiye zâtiyedir, öyle ise acz tahallüledemez. Hem melekûtiyet-i eşyâya taalluk eder. Öyle ise mevâni‘ tedâhül edemez. Hem nisbeti kanunîdir. Öyle ise cüz’ külle müsâvî gelir. Ve cüz’î küllî hükmüne geçer. İşte şu üç mes’eleyi isbat edeceğiz. Birinci Mes’ele: Kudret-i ezeliye, Zât-ı Akdes-i İlâhiye’nin lâzıme-i zarûriye-i zâtiyesidir. Yani bizzarûre zâtın lâzımesidir. Hiçbir cihet-i infikâki olamaz. Öyle ise kudretin zıddı olan acz, o kudreti istilzâm eden zâta bilbedâhe ârız olamaz. Çünkü o halde cem‘-i zıddeynlâzım gelir. Madem acz, zâta ârız olamaz. Bilbedâhe o zâtın lâzımı olan kudrete tahallüledemez. Madem acz kudretin içine giremez, bilbedâhe o kudret-i zâtiyede merâtib olamaz. Çünkü her şeyin vücûd merâtibi, o şeyin zıdlarının tedâhülü iledir. Meselâ, harâretteki merâtib, burûdetin tahallülü iledir. Hüsündeki derecât, kubhun tedâhülü iledir. Ve hâkezâ, kıyâs et. Fakat mümkinâtta, hakîkî ve tabîî lüzûm-u zâtî(Başka bir nüshada) Cemâl-i san‘atını.Sayfa 206Elifler Adedi(16)olmadığından, mümkinâtta zıdlar birbirine girebilmiş. Mertebeler tevellüd ederek, ihtilâfât ile tagayyürât-ı âlem neş’et etmiştir. Mademki kudret-i ezeliyede merâtib olamaz. Öyle ise, makdûrâtdahi bizzarûre kudrete nisbeti bir olur. En büyük en küçüğe müsâvî ve zerreler yıldızlara emsâl olur. Bütün haşr-i beşer bir tek nefsin ihyâsı gibi, bir baharın îcâdı bir tek çiçeğin sun‘u gibi o kudrete kolay gelir. Eğer esbâba isnâd edilse, o vakit bir tek çiçek bir bahar kadar ağır olur. Şu Söz’ün İkinci Makam’ının Dördüncü Allâhü Ekber mertebesinin âhir fıkrasının hâşiyesinde, hem Yirmi İkinci Söz’de, hem Yirminci Mektub’da ve zeylinde isbat edilmiş ki, hilkat-i eşyâ Vâhid-i Ehad’e verilse, bütün eşyâ bir şey gibi kolay olur. Eğer esbâba verilse, bir şey bütün eşyâ kadar külfetli ağır olur




